İçeriğe geç
Ebrar Vakfıİlim ve İnsani Yardım
  1. Ana Sayfa
  2. İlim Köşesi
  3. Tefsir Dersi — Giriş: Usûl Meseleleri
Tefsir · Yazı Fâtiha Sûresi

Tefsir Dersi — Giriş: Usûl Meseleleri

MekkîNüzul sırası 5Mushaf sırası 17 âyet Ebrar Vakfı · 14.08.2026 · 47 dk okuma

Tefsir ders halkamızın açılış dersi. Usûl meselelerine giriş.

FÂTİHA SÛRESİ GİRİŞ
Adı: Bu sûre, konusu nedeniyle Fatiha ismini almıştır. Fâtiha, bir ko­nuyu, bir kitabı veya başka bir şeyi “açan şey” demektir. Başka bir deyiş­le, Fâtiha bir nevi önsözdür.
Nüzûl zamanı: İlk nâzil olan vahiylerden biridir. Sahih hadislerden, Fâtiha’nın Hz. Muhammed’e (s. a. v. ) nâzil olan ilk tam sûre olduğunu öğreniyoruz. Bundan önce Alâk, Müzzemmil, Müddessir sûrelerinin bö­lümleri olan birbirine benzer birkaç âyet nâzil olmuştur.
Konu: Bu sûre aslında, Allah’ın kendi kitabını okumak isteyenlere öğrettiği bir duâdır. Okuyucuya şu dersi öğretmek için Kitab’ın en başı­na yerleştirilmiştir: Eğer samimi olarak Kur’ân’dan yararlanmak istiyor­san, âlemlerin Rabbi’ne bu şekilde duâ etmelisin.
Bu önsöz, okuyucunun kalbinde âlemlerin Rabbi’nden hidâyet dile­me -hidâyeti ancak O verebilir- konusunda kuvvetli bir istek uyandırma­yı amaçlar. O halde Fâtiha, dolaylı olarak incelemek ve âlemlerin Rabbi’nin, bilginin tek kaynağı olduğu gerçeğini kabul etmek olduğunu öğ­retmektedir. Bu nedenle, kişi Kur’ân’ı incelemeye, O’ndan hidâyet dile­yerek başlamalıdır.
Konusu nedeniyle, Fâtiha ile Kur’ân arasındaki ilişkinin, bir giriş ve kitap ilişkisi değil, bir duâ ve ona cevap niteliğinde bir ilişki olduğu açı­ğa çıkmaktadır. Fâtiha, kulun duâsı; Kur’ân ise, Ma’bûd’un kuluna ver­diği cevaptır. Kul, kendisine doğru yolu göstermesi için Allah’a yalvarır; Allah da duâya cevap olarak, tüm Kur’ân’ı onun önüne koyar ve sanki şöyle der: “İşte, benden dilediğin hidâyet! ”
Rahmân ve Rahîm Allahʹın adıyla (1)
1. İslâm kültürü bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerek­tirir. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel so­nucu doğuracaktır: Birincisi, bu, kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çün­kü, Allah ismi onun, kötü bir niyeti veya yanlış bir davranışı O’nun adı­nı anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda düşünmesini sağla­yacaktır. İkincisi, kişi meşrû bir işe başlarken Allah’ın adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah’ın rızasına uygun yapılmış olur. Üçüncüsü, o kişi Allah’ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve Şeytan’ın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah’a yönelirse Allah da ona yönelir.
1-3 Hamd, (2) Alemlerin Rabbi, (3) Rahmân, Rahîm (4) ve Din gününün mâli­ki (5) olan Allah’adır.
2. Bu sûrenin giriş bölümünde FÂTİHA’nın bir duâ olduğunu belirt­miştik. Duâ, bize doğru yakarış şeklini öğretmesine işaret etmek bakımından Allah’a hamd ile başlıyor. İstek ve arzumuzu birdenbire hiçbir giriş yapmadan ortaya koyamayız. Başlamanın en iyi yolu, duâda yönel­diğimiz zâtın yüce konumunu, nimetlerini ve üstünlüklerini sergilemek­tir. Bu nedenle duâmıza, Allah’a hamd ile başlarız. Çünkü O, bizim ko­ruyucumuz ve tüm üstünlüklerin mükemmele eriştiği varlıktır. O’nun Yüceliğini kabul ettiğimizi ve O’nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükretttiğimizi göstermek için Allah’ı ta’zim ederiz.
Şu noktaya da dikkat edilmelidir: “Hamd Allah’adır” ve “Hamd yal­nızca Allah içindir. ” Bu ayrım çok önemlidir: Çünkü bu, O’nun yaratık­larından herhangi birine ibâdet etme durumunu ortadan kaldırır. Yara­tıklardan hiçbiri hamde lâyık olmadığı için, hiçbiri ibâdete de lâyık de­ğildir. Hiçbir insan, hiçbir melek, hiçbir peygamber, hiçbir ilâh, hiçbir yıldız, hiçbir put, kısacası O’nun yarattıklarından hiçbiri, bizâtihi (kendi başına) iyi niteliklere sahip değildir. Eğer yaratıklardan biri iyi bir niteli­ğe sahipse, bu Allah tarafından verilmiştir. O halde bağlılık, ibâdet ve şü­kür O’nun yaratıklarına değil, bu nitelikleri Yaratan’a lâyıktır.
3. Arapça “Rab” kelimesi şu anlama gelir: a) Melik ve Mâlik, b) Ke­fil olan, Rızık veren, İhtiyaçları karşılayan, Koruyucu, c) Hükümran, Ka­nun koyan, Yöneten ve Düzenleyen. Allah, tüm bu anlamlarıyla âlemle­rin Rabbi’dir.
4. Arapça “Rahman” kelimesi mübâlağa sigasıyla rahmet ve merha­met anlamlarını ihtivâ etmesine rağmen, bu ifade bile Allah’ın sınırsız sı­fatlarını ifade etmekte yetersiz kalır. Bu nedenle, bu yetersizliği kapat­mak için aynı kökten türeyen bir kelime olan “Rahim” kelimesi kullanıl­mıştır.
5. Allah’ın Rahmân (Esirgeyen) ve Rahîm (Bağışlayan) olduğu söy­lendikten sonra, hemen O’nun Din (Hesap) Günü’nün sahibi olduğu be­lirtiliyor. Bu şekilde esirgeyicilik ve bağışlayıcılık özellikleri hiç kimse­nin, O’nun Kıyâmet Günü’nde gelmiş ve geçmiş bütün insanları toplaya­cağı ve herkesten yaptıklarının hesabını soracağı gerçeğini unutmasına neden olmayacaktır. Bu nedenle bir Müslüman, Allah’ın sadece merha­metli değil, aynı zamanda âdil olduğu gerçeğini de hiçbir zaman unut­mamalıdır. Bununla birlikte Allah, dilediğini bağışlama ve dilediğini ce­zalandırma yetkisine sahiptir. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. Bu ne­denle âkıbetimizi iyi veya kötü kılma yetkisinin O’nun elinde olduğu ko­nusunda kesin bir inanca sahip olmalıyız.

PDF sürümü WhatsApp

İlgili İçerikler

Tefsir Nüzul Sırasına Göre Tefsir · 1. ders
Alak Sûresi · Âyet 1–19

Alak Sûresi

Bismillâhirrahmânirrahîm.1, 2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.3, 4, 5. Oku!…

Ebrar Vakfı
WhatsApp